KENDİNE MEKTUP- KENDİNE SESLENİŞ-KENDİNE HİTAP – KENDİNLE DİYALOĞA GEÇMEK II

Merhaba değerli dostlar daha önceki birinci kendine mektup ta yakın zamanda bir şirkette gerçekleştirilen sıra dışı iletişim uygulamaları çerçevesinde katılımcılara kendilerine mektup yazmaları ve aslında kendilerine seslenmeleri rica edildi.

Bu kapsamda Aysel Evran’da sabah ve öğlen oturumlarında iki mektup yazdı. Aysel Evran’ın öğlen oturumunda yazdığı ikinci mektubu şimdi sizlerle paylaşıyoruz.
Merhaba Evran, bugün kendine yazdığın ikinci mektup. Sabah ki mektup ta kendine
mektup yazmamanın üzerinden ne kadar zaman geçtiğini yazdın ve şimdi de neredeyse aradan 3 saat geçmeden ikinci mektuba dairler döküldü bu tertemiz beyaz sayfaya. Yazmak ve yazmak. Yazmak konuşulmayanların kağıda dökülmesi midir? Hayallerin ete kemiğe bürünmesi mi dir? Veya hayallerin vücud bulma telaşı mıdır? Yolculuklar serisine çıkış mıdır? Tüm bu soruların cevabı hem evet hem de hayır olabilir. Tüm bu soruların cevabının evet veya hayır olması neyi değiştirir acaba? Değişmeyen bir gerçek var ki, duyguların, düşüncelerin, hislerin, hayallerin, sorgulamaların, itirafların, arzu ve isteklerin, izlerin, iz bırakma telaşlarının, anıların, paylaşımların , paylaşılmak istenenlerin harfler aracılığıyla kelimelere, kelimeler aracılığıyla cümlelere, cümleler aracılığıyla paragraflara dönüşenlerin bir yaprakta yerini bulmasıdır.

Sabah ki yazımda Avusturya’da bir evimin olduğunu bu evde kitap yazmaya başladığımı ve de sabahki oturumda bulunan katılımcıları Avusturya’da verdiğim sohbetlere davet ettim.

Öğlen oturumuna katılan siz değerli katılımcıları da bekliyorum.
Tekrar yazma eylemine döneceğim, harflerle dansın düşüncelerde, hislerde yerini bulması, kendimi bir yerlerde bulmanın huzurunda ve keyfindeyim. Yazma eylemi, yazmak var oluştur, yazmak hayattan pay almaktır. İyi ki yazabiliyorum teşekkürler yazdırma gücü verene Veeee siz ne zaman kendinize seslendiniz ? kendinize mektup yazdınız? Ne zaman kendiniz ile diyaloga geçtiniz.
Sevgiyle ve huzurla huzurda kalın.

Aysel EVRAN

  • Gelişim Ortağınız
  • Stratejik Planlama ve Aile Şirketleri Danışmanı 
  • Masadan sahaya devlet siyaset aile şirket aile ülke üniversite toplum birey yönetimi®
  • Bir Fularlık fark®

İLETİŞİM Mİ ? DİYALOG MU?-1

Merhaba değerli dostlar hangi meslekte olursak olalım, amacımız ne olursa olsun bir
şekilde günümüzün yarısından fazlasını iletişim halinde olmak ile geçiriyoruz.
Başarının, başarısızlığın sırları olarak sürekli karşımıza iletişim yeteneğinin gelişmesi,
etkili iletişimin gerçekleştirilmesi olgusu çıkmaktadır. Etkili-verimli- başarılı iletişim
sırlarında iyi bir dinleyici olmak, anlaşılmaktan önce anlamaya çalışmak, ses tonu,
dilin doğru kullanılması…. Vb parametreler sıralanmaktadır. Ve fakat geçmişten
günümüze kadar gelen ve yirmi birinci yüzyılda daha çok vurgulayıcı olmaya başlayan
ve de etkili iletişimin sırlarının küme parametrelerinden önce ve-ya bu parametreler

kümesinde bir olgu ile ilgili sorgulama başladı iletişim mi? Diyalog mu? İletişimin
amacında olguyu, düşünceyi, haberi, hissi, mesajı…. iletme çabasına
odaklanıldığından tek yönlü monolog olma ihtimali olabilir. İletme çabasına
odaklanıyorsa iletişim amacına ulaşmamış olabilir, iletişimin yerine diyalog mu? Yoksa
iletişim diyalog şeklinde olmalı mı? Sizin cevaplarınız nelerdir?
Gelecek cevaplarla zenginleştireceğimiz “İLETİŞİM Mİ? DİYALOG MU ? –II “ de
devam edeceğiz

İletişim de mi? Diyalog da mı kalmalıyız
Görüşmek üzere iyi çalışmalar – iyi günler
Sevgiler-saygılar
Sevgiyle ve huzurla huzurda kalın

 

Aysel EVRAN

  • Gelişim Ortağınız
  • Stratejik Planlama ve Aile Şirketleri Danışmanı 
  • Masadan sahaya devlet siyaset aile şirket aile ülke üniversite toplum birey yönetimi®
  • Bir Fularlık fark®

 

KENDİNE MEKTUP- KENDİNE SESLENİŞ-I

KENDİNE MEKTUP- KENDİNE SESLENİŞ-I

Merhaba değerli dostlar yakın zaman da iletişimde sıradışı uygulamalar kapsamında

gerçekleştirilen atölye çalışmasında bireyin kendisi ile iletişim sağlayarak etkilediği ve

etkilendiği tüm bireylerle verimli iletişim sağlayabilmesi adına katılımcıların kendilerine

mektup yazmaları – aslında kendilerine seslenmeleri rica edildi. Katılımcılar kendilerine

mektup yazarken bende süreci aynı anda yaşamak ve o anda durmadan düşünmeden

sadece ve sadece akışa bırakarak yazma eylemine girişiverdim. Bu atölye çalışması iki

oturum şeklinde gerçekleştiğinden her iki oturumda da iki mektup yazdım ve sınıftaki

etkinlik sırasında da bu iki mektup okundu. Şimdi sabah yazılan birinci mektup daha sonra da öğleden sonraki oturumda yazılan mektup sizlerin paylaşımına sunulacaktır.

Birinci mektup : sabah oturumunda yazılan mektup

Aysel Evran’a mektup

 

Merhaba Aysel uzun süre oldu yine kendine mektup yazmayalı. Bu paylaşımda kendine mektup yazabilme fırsatı bulduğum için buradaki katılımcılara teşekkür ederim. Kendine mektup yazarken sanki bir dehlizden bir diğer dehlize doğru yolculuk yaptığımı , bir  mağaradan bir mağaraya doğru aktığımı hissediyorum. Ve anladım ki bir mağaramın deği çoklu mağaralarımın bulunmaktadır ve mağaralar arası gel – git ler yaşıyorum.Her yazma eylemi kendimle sohbeti derinleştiriyor. Her yazma eyleminde kendimle bağım daha da kuvvetleniyor. Her yazma eyleminde içimdeki çocuk Aysel ile dışımdaki yetişkin Aysel birbiriyle diyalog kuruyor. Bu diyalogların her birinde içimdeki çocuk Aysel’e daha derin şefkat gösterebilmem gerektiğini his ediyorum. Her çocuk hata yaparak büyür ve  kendi dışımızdaki diğer bireylerin sahip olduğu çocukları af ediyoruz, dışımızdaki çocuk kalanlara olur böyle şeyler, her kes hata yapabilir, hata yaparak tecrübe artar diyebiliyoruz da söz konusu biz de var olan, var olacak çocuğu neden kucaklamıyoruz? İçimizdeki  çocuğun hatalarını şefkatle-merhametle af etmiyoruz. Evet ve evet benim içimdeki çocukta hata yapabilir ve onu af ediyorum.

Şimdi yazarken aklıma bir arzum, gerçekleştirmek isteğinde olduğum niyetim geldi, bu

arada bu arzumun gerçekleştiğine inancım tam. Gerçekleşen arzum nedir? Gerçekleşen arzum Avusturya Salzburg ta bir evim var. Bir ev satın aldım orada kitap yazıyorum ve şimdi burada beni dinleyen değerli katılımcılar sizleri orada vereceğim eğitimde ağırlamak ve misafirim etmek isterim. Hoş gelirsiniz Veeee siz ne zaman kendinize seslendiniz? kendinize mektup yazdınız?  Ne zaman  kendiniz ile diyaloga geçtiniz.

Sevgiyle ve huzurla huzurda kalın

Aysel EVRAN

  • Gelişim Ortağınız
  • Stratejik Planlama ve Aile Şirketleri Danışmanı 
  • Masadan sahaya devlet siyaset aile şirket aile ülke üniversite toplum birey yönetimi®
  • Bir Fularlık fark®

 

 

“BİR MAKRO FELSEFE KLASİĞİ – MS2150” Thea Alexander

Merhaba değerli dostlar “Saraysız Başkan” kitabı ile başlatılan – “BİR KİTABA
BAŞLARKEN VE BİR KİTABIN ARDINDAN” paylaşımlarının onbirincisini “BİR MAKRO
FELSEFE KLASİĞİ – MS2150” Thea Alexander ile gerçekleştirmeye ne dersiniz?

Bu kitabı da bazı kavramların netleştirilmesi ve de bazı olguların farklı perspektiflerde nasıl ele alındığının öğrenilmesi adına İstanbul Teknik Üniversitesinden Kerem Şenoğlu arkadaşımız önerdi.

Kitap ilk anda oldukça sorgulayıcı doğrulanma ihtiyacını hissettirdi, kitabın ana
temalarından birisi olan “VAR OLANI, OLMUŞ OLANI VE OLACAK OLANI MÜKEMMEL BİR ŞEKİLDE KABUL ET” olgusundan hareketle kitaptaki vurguları sorgulamadan ve de yargılamadan okumayı sürdürebildim. Kitap mikro insanın belki de insanoğlunun mikro bilincinden makro bilincine doğru yolculuğu ve de hemen hemen her dinde ve inanışta bir olma- Tevhid-vahdeti vücut temaları odaklı mikro bilinçten makro bilince mikrokozmos’tan makro kozmosa doğru yolculuk ve bu yolculuğun her bir durağı – aşamasında oluşan bilinç durumları roman tarzında aktarmıştır.

Kitapla gelenler

 Makro farkındalık: “ TÜM VAR OLANIN VAR OLMUŞ OLANIN VE VAR OLACAK
OLANIN MAKRO KOZMİK BİR’LİĞİNİN FARKINDALİĞI”

 İnsan öğrenmeye açıksa öğrenebilir
 Bir kişi için doğru olan başka biri için yanlış olabilir
 Her neye inanıyorlarsa inansınlar insanlar-kendimiz için doğru olanı söyleyerek
herkesle uzlaşmak
 1976 yılı mikro dünyası – mikro bilinci ile mikro insanın korkuları ile 2150 yılı makro
dünyası-insanın makro bilinci ile korkularından arınmış huzurlu insanlar dünyası
arasındaki yolculuk
 Biz “BİR’iz bırakın, gelişelim-büyüyelim
 Elektromoleküler bağlantılar
 Eğer istemiyorsak, yetiştirilme tarzlarımızın piyonları olmayabilirz
 Ne olduğumuza inanıyorsak, o oluyoruz
 Sevgiyi belirleyen şey, insanın farkındalık düzeyidir.
 Bir şeyi düşünmemeye çalışarak onu düşünmekten kurtulmanın imkansız olduğunu
keşfetmek

 HER ULUS KENDİ LİDERİNİ HAK EDER, LAYIK OLDUĞU KİŞİLER TARAFINDAN
YÖETİLİR.

 Gerçek liderliğin rengi beyazdır
 Gece on bir sendromu
 Kişisel tekamül
 Yaparak, riskler alarak, başarısızlıklara uğrayarak ve ancak ondan sonra başararak
öğrenebilmek

 TÜM ÖĞRENİMDE İKİ GEREKLİ ETMEN : YETERLİ ARZU VE İNANÇ
 PSİKOKİNEZİ

 Hipnotize edici renkler ve çizgiler
 Sevgiyle kabullenilmek
 Salgı bezleri sistemi
 Başkalarını nasıl yargılarsan , sende öyle yargılanacaksın ve başkalarını hangi
ölçüyle ölçersen , karşılığında sende o ölçüyle ölçüleceksin
 Karma yasası

 Üç makro erdem : sevgi, liderlik ve bilgelik
 ……..
Veeee sizin kitapta bulacaklarınız.
Sevgiyle ve huzurla huzurda kalın

 

Aysel EVRAN

  • Gelişim Ortağınız
  • Stratejik Planlama ve Aile Şirketleri Danışmanı 
  • Masadan sahaya devlet siyaset aile şirket aile ülke üniversite toplum birey yönetimi®
  • Bir Fularlık fark®

“! Lazlar, Kimlik, Müzik” Nilüfer Taşkın

BİR KİTABA BAŞLARKEN VE BİR KİTABIN ARDINDAN:

! Lazlar, Kimlik, Müzik” Nilüfer Taşkın

Merhaba değerli dostlar “Saraysız Başkan” kitabı ile başlatılan – “BİR KİTABA

BAŞLARKEN VE BİR KİTABIN ARDINDAN” paylaşımlarının onuncusunu “Bu Bir İsyan

Şarkısı Değil! Lazlar, Kimlik, Müzik” Nilüfer Taşkın ile gerçekleştirmeye ne

dersiniz?

Yüksek lisans ve-ya doktora tezlerinin kitaplaştırılması daha farklı ve derinlemesine bilgi

sahibi olunması ile birlikte kitaplaştırılan tez ile ilgili gerçekleştirilen analizlerin,

araştırmaların ve mülakatların-diyalogların tekniği ile ilgili de farklı bakış açılarına sahip

olmayı sağlayabiliyor. Kitaplaştırılan tezlerin birkaç yönde kazanımları olabilir. Bu Bir

İsyan Şarkısı Değil! Lazlar, Kimlik, Müzik” Nilüfer Taşkın kitabı da 2011 yılında

 

Boğaziçi Üniversitesi sosyoloji bölümündeki yüksek lisans tezinin kitaba dönüştürülmüştür.

Kitabı okurken Lazlar ile ilgili öğrencilik yılları ve sonrasında eğitim-danışmanlık sürecinde

birlikte çalışma fırsatı bulduğum Karadenizli ve-ya Laz kimlik bilgim daha derinleşti ve de

özelinde bir kimlik dönüşümünü etkileyen parametreler ki burada etkisi oldukça vurgulanan

Çay’ın ile gelenler ile ilgili farklı bir farkındalık oluştu gibi.

Kitap özünde müzik ile etnik bağlantıyı toplumsal bağlama oturtarak irdeleme amacını

taşımaktadır. Müzik ile kimlik ilişkisinin sadece akademide değil, toplumda ve siyasette

kazandığı yeni meşrutiyet ile birlikte müziğin belli kültürel kodların taşıyıcı olduğunun

vurgulandığı önsöz bu çalışmanın genel bir çerçevesini oluşturmaktadır.

Yeni başlayanlar için “TEMSİLLİ LAZLAR” birinci bölümü ile başlayan kitap , ÇAĞDAŞ LAZ

KİMLİĞİ : Lazların kısa tarihi-Laz terimindeki karışıklıklar- çay tarımı ve Lazona’da devletin

içselleştirilmesi, ulus devletin kültür politikalarının Laz kimliği üzerindeki etkisi-“Dilin ucunda

kalmaya mahkum” bir dil-Lazca Lazona’da sol hareketler ve milliyetçilik-“Dayıma ne

diyeceğim?” Kentleşme süreci ve Laz Kimliğini içe kapanması- “Kürt, anasını görmesin” –

laz Kimliğinin üzerinde Kürt kimliğinin hayaleti, … ikici bölümün kilometre taşlarından sonra

FADİME’YE /TEMEL’E KARŞI YENİ LAZ KİMLİĞİ başlayan üçüncü bölüm ile devam edip gidiyor kitap.

Sevgiyle ve huzurla huzurda kalın

 

Aysel EVRAN

  • Gelişim Ortağınız
  • Stratejik Planlama ve Aile Şirketleri Danışmanı 
  • Masadan sahaya devlet siyaset aile şirket aile ülke üniversite toplum birey yönetimi®
  • Bir Fularlık fark®